Nisan 2011 için arşiv

Penny Taylor yeniden Fenerbahçe’de

Bugün resmi siteden yapılan açıklama hepimizin gönüllerini ferahlattı :

2010-2011 sezonunu şampiyonlukla noktalayan Bayan Basketbol Takımımızın Avustralyalı oyuncusu Penny Taylor kulübümüzle yaptığı görüşmelerin ardından sözleşmesini 1 yıl daha uzattı. Penny Taylor geçtiğimiz da Fenerbahçemizin formasını giymişti. Taylor’a başarılar diliyoruz.
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
Darısı Taurasi’nin de başına diyoruz ve beklemeye devam ediyoruz…
Geldikleri gün bir Hacettepe’ye uğramak gerekebilir…
Reklamlar

Mourinho ve Guardiola Bir Zamanlar…

Fenerbahçe-Bursaspor Maçı Okul Açık Tribün Performansı

Eskişehir Deplasmanı

Sabah 9… Salı Pazarındayız, mabedin yanında armanın peşinde koşmak üzere toplanmışız. İçimizde bir heyecan var bir de mutluluk. Bir de anlamsız bir coşku var durup dururken zıplayarak tezahürat yapmaya başlıyoruz; önümüzde uzun bir yol ve alınacak 3 puan var. Yola çıkıyoruz Saat 10…

Bünyeler yorgun, gözler uykulu ama serde bir heyecan… Gözler kapanmıyor, bünye koltuğa terk edilmiyor. Ayağa kalkılıyor ve tezahüratlar başlıyor ardı sıra:

Gelmeyecek sevgiliyi beklemek inan ölüm gibi,

Dünya unutursa dönmeyi,

Rüzgar unutursa esmeyi,

Ben unutmam seni sevmeyi.

Sabahları uyandığımda hayalin yanı başımda,

Geceleri yalnızlığımda,

Elimde bir çiftli sigara,

Tek dumanla gelirim sana…

***

Düştük yine yollarına,

Sevdamızı haykırmaya,

Senin için her cefaya,

Katlanırız biz KANARYA…

Bilecik civarındaki Pelitözü Göletinde yaptığımız piknikten sonra, Eskişehir yolculuğumuz devam etti. Eskişehir’in girişinde polis kontrol noktasına geldiğimizde artık iyice maçın havasına girmiştik, önce otobüslerimiz arandı , sonra biz. Ve polis kortejiyle birlikte stada doğru yola çıktık. Polislerin bizleri “Öncelikle Eskişehir’e hoş geldiniz” diye karşılaması tarafımızdan “Ne iş?” şeklinde karşılansa da çok şükür maçın başından sonuna kadar hiçbir ciddi sıkıntı yaşamadık.

Stada vardığımızda deplasman tribünü önünde ciddi bir yoğunluk olduğunu gördük, kapıya doğru yaklaştığımızda tek bir turnikeden seyirci alındığını fark ettik. İçeri girdiğimizde ise bu şaşkınlığımız yerini “portatif tribün” şaşkınlığına bırakmıştı. Eskişehir gibi futbol şehri olma özelliğiyle övünen kente ve takımına yakışmayan bir stad. Çok statta canlı veya televizyondan maç izledik fakat bu kadar biçimsiz , şekilsiz stad az gördük. Bölgesel Amatör Lig takımlarının stadlarında olan portatif tribünler bu maçta bizim meskenimiz olacaktı. Şüphesiz bu maç boyunca tribün açısından , büyük bir dezavantaj oluşturdu. Mesela ben kendimden örnek vereyim. Tribünün en arkasındaydım , yoğunluktan dolayı koltuklarda yer bulamayınca en arka sıradaki koltukların arkasına çıkıp , sırtımı tribünün arkasındaki demirlere yasladım. Ama şöyle bir tehlike oluştu, koltuklar biraz eski olduğundan tribünün bir çok yerinde koltukların arka kısımları patır patır kırılmaya başlayınca ben de benim çıktığım koltuğun altına baktım. Son sırada olduğu için koltuğun altının tamamen boş olduğunu ve 8-10 metrelik yüksekliği görünce haliyle daha tedbirli davranmak zorunda kaldım, mesela zıplamak fiilini yaylanmak olarak hayata geçirdim…

Maça hem Eskişehirspor hem de Es-Es tribünleri hızlı başladı diyebiliriz. Fakat yediğimiz golde dahi söylediğimiz besteyi kesmeden devam edenlerden biri olarak koca bir deplasman serüveninin en keyifli anları bu anlardı diyebilirim. Gelen gollerden sonra tribünde de eşitlik sağlandı ama öne geçmek ancak ikinci yarı mümkün oldu. Çok coşkulu olmadığını düşündüğümüz bestelerden biri olan “Sensiz Hayat” bestesine girildiğinde çok ümitli değildim ama bestenin sözsüz kısımları öyle bir coşkuyla söylendi ki bütün stad o besteyle inledi. Daha sonra da maçın sonuna kadar hiç susmadan bestelerimizi söylemeye devam ettik. Üçüncü golden sonra ise atkılar açıldı Samanyolu başladı…

Maçın bitiş düdüğü çaldığında 8 saatlik yolun ardından , 2-3 saatlik tribün yorgunluğundan eser kalmamıştı; kimimiz birbirine sarılırken kimimiz susuzluktan hafifçe çiseleyen yağmurun daha da hızlanması için gökyüzüne bakıyorduk, bir de es-es bandosuna bir şeyler çalması için rica ettik ama kabul etmediler. Artık klasikleşen futbolcu-taraftar bütünleşmesi maçtan sonra yine gerçekleşti, bir de ince basın futbolcularla aramızda set oluşturmasaydı her şey çok daha güzel olacaktı…

Yaklaşık 1 saat bekledikten sonra, stattan çıkıp otobüslere bindik. Eskişehir sokaklarında ve önlerinden geçtiğimiz evlerde herkes yerini almıştı fakat bu sefer poliste ciddi önlemler almıştı. Hiçbir otobüsün camı dahi çatlamadan Eskişehir’in çıkışına kadar polis tarafından getirildik, daha sonra onlar Eskişehir’e , biz yine mabede…

Sabah 4… Mabetteyiz… Gözlerde uyku, başta ağrı, hepsinden öte mutluluk ve haz…

İstanbul bizlere dar geliyor inan,

Deplasmanlarında buluyoruz derman…

Lacivert Devrim!

Antu Forumlarından Ferda Abimizin (focus) yazdığı bu müthiş ve önemli yazıyı sizlerle paylaşmayı uygun gördüm , kendisinden de izin alarak yayınlıyorum. Bu yazı ne kadar çok paylaşılır o kadar çok okunursa o denli etki edecektir muhakkak… Sevgi Eylem Gerektirir cümlesini fiile dökelim diyor Ferda Ağabey kısaca, öyle umuyorum ki büyük Fenerbahçe’nin büyük taraftarı bunu gerçekleştirecek kudrete sahip olduğunu gösterecektir…

LACİVERT DEVRİM
Yıllardır aynı senaryolar yazılıyor‚ aynı oyunlar oynanıyor‚ aynı sonuçlar çıkıyor..

Dünyanın hiç bir yerinde olmayacak uygulamalar yapılıyor..Kanunlar‚ kurallar‚ düzenler değiştiriliyor ve “Fenerbahçe şampiyon olmasın” diye yaşanmadık kepazelik‚ fütursuzluk ve alçaklık kalmıyor..

Denizli´de Fenerbahçe taraftarı stada alınmasın diye‚ kurulan tezgah daha rahat uygulanabilsin diye “ikametgahı olmayan maça giremez” kuralı konuluyor şehrin Vali´si tarafından ve o gece stada Ultraslan grubunun elemanları alınıyor Denizli taraftarı adıyla..

Türkiye´de ilk tel örgüsü kaldırılan stad olan ve çekirdek çıtlatarak maç seyreden ve o güne kadar taşkınlığına şahit olunmayan Denizli taraftarı ! o gece bir Canavar´a dönüşüyor ve elinde ne var ne yok sahaya atıyor‚ maçı maçlıktan çıkartıp‚ eşi benzeri görülmeyen bir maç olarak “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” şeklinde tarihe geçiyor..

Evet‚ bu “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” u son 10 yıl içinde çok duyduk ve öyle normal bir söz oldu ki alenen bile söylenir oldu diğerleri tarafından..

“Ne kadar rezil olursak o kadar iyi..” şeklinde davranan pasaklı konteslerin “Kupa bizim‚ lig sizin” “At sensin‚ avrat benim” şeklindeki yatışları da “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” un sonuçlarıydı.

Geçen sene Bakanların Bursa´nın şampiyonluğu için seferberlik ilan etmeleri‚ Fenerbahçe maçlarına gözlemci olacaklarını söylemeleri ve işi zıvanadan çıkartıp “Allah bile Bursa´nın şampiyonluğunu istiyor” şeklinde zırvalamalarına sebep oldu..

Tabii gene “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” un sonuçlarını yaşadık ve son maçta dahi kanlı bıçaklı olan iki camiayı bile kan kardeş yaptık “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” sayesinde..

Bu sene de taktik ve söylem de gene aynı “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun..”

Bunun için her yol deneniyor gene‚ her birim kullanılarak ve gene aynı şekilde siyasilerinden‚ Bakanlarına‚ Medyasından‚ kurullarına herkes hummalı bir çalışma içerisinde ve son haftalara girilirken herkes aynı hedefe kilitlenmiş durumda..Hedef: “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun.”

Peki hep böyle mi devam edecek bu devran…
Her seferinde biz sahada sıtkımız sıyrılarak kazanacağız‚ stresler yaşayacağız‚ rakibin ve hakemlerin ölümüne oyunlarıyla mücadele edeceğiz ama diğer taraftan rakiplerimiz kepaze futbollarıyla‚ bizim aldığımızdan daha çok puan alacak‚ bize ölümüne olanlar‚ onlara ölü gibi mi olacaklar..

-Başkan´a kızıyoruz hakkımızı savunmuyor diye..
-Başkan´a kızıyoruz elini masaya vurmuyor diye..
-Başkan´a isyan ediyoruz‚ hatta “istifa” diyoruz Fenerbahçe´nin haklarını yiyorlar da savunmuyor diye..

Eyvallah aynı şekilde ben de kızıyor ve isyan ediyorum..Bırakın elini masaya vurmasını o masaları alıp kafalarında kırmalarını istiyorum hatta.

Ama ne yazık ki o kadar kolay değil ve oyunu onlar gibi oynamadıkça bu kepazelikleri tek başına yenmesinin yolu yok..
İşin içinde Devlet var‚ siyaset var‚ Bakan´ı var‚ milletvekilleri var..Var oğlu var..Hepsiyle tek başına mücadele edemezsin..

O halde çare ne‚ çözüm ne.. Çok büyük bir güce karşı mücadele içindeyiz..Çünkü rakibimiz sadece 1 takım değil hepimiz biliyoruz ki..
Artık durum “ya Fenerbahçelisin ya da değilsin” e kadar getirildi..Diğerinin renginin önemi yok..Bukalemunspor diyoruz zaten.

Peki çare ne‚ çözüm ne olabilir..?
Halkın önünde hiç bir güç duramaz..

O halde yapılacak olan “Fenerbahçe Halk Ayaklanması”nı gerçekleştirmek ve devrim niteliğinde bu şer güçlere karşı isyanımızı dile getirip‚ Fenerbahçemize sahip çıkmak..

Bu konuda Yönetimimizi de tetiklemek ve gerekirse onlara bile nasıl savunacağımızı göstermek..

Neler yapılabilir..?

Elbette ki burada kullandığımız ifadelerden bir kavga‚ kanun ve nizam dışı olaylardan bahsetmiyoruz..Halk Ayaklanması derken bir kırıp dökme‚ birilerine ve bir yerlere zarar verme dileği yok..

Kanunlar ve kurallar dahilinde‚ Fenerbahçemize ve başka insanların canına ve malına zarar vermeyecek şekilde isyanımızı dile getirebiliriz..

-Maç öncesi Yoğurtçu Parkı´nda..Stad önünde..Samandıra´da.

-Hafta içinde Samandıra´da‚ Kulüp Binası önünde..

-Antu´da ve diğer tüm taraftar sitelerinde görsellerle..

-Medya´ya ilanlar vererek‚ İnternet aleminde aynı şekilde davranarak..

-Facebook‚ Twiter‚e-mail gibi bilumum kanallardan herkesi hep beraber uyarıp‚ aynı şekilde aynı ibareleri kullanarak(Misal herkes Lacivert Devrim başladı yazabilir her mesajının sonuna..Dikkatler çekilebilir..)

Birlikte hareket edip‚ birlikteliği sağlayarak bu düzene bir son verebiliriz.
Yarın bir şampiyonluk daha çalınmadan bir an önce başlamalıyız çalışmaya..
Ben “Lacivert Devrim” koydum adını.Daha nice slogan olacak isim bulunabilir..Hep beraber bir isim koyabiliriz çoğunluk kararıyla..

Hadi başlasın isyan ve ayaklanma..
Hafta sonu maç öncesi toplanılsın‚Yoğurtçu Parkı´nda‚Stad önünde‚ Samandıra´da dikkatler çekilsin..Medya´ya bildiriler okunsun‚ buradan hazırlansın metinler ve yayılsın “duyduk duymadık demeyin..Fenerbahçe halkı ayaklandı ve gözümüz üzerinizde” manasında..

Ülkenin en büyük Sivil Toplum Kuruluşuyuz güya ama Toplu hareket edemiyor‚ kendi kendimize isyan edip duruyoruz..

Hep birilerinden bir şeyler bekliyor ve hep bir günah keçisi arayıp‚ kendi kendimizi suçluyoruz..

Oysa birlikte hareket ederek‚ hep birlikte yenebiliriz..
O halde haydi Fenerbahçe Ayaklanması ve Lacivert Devrim gerçekleşsin..

Yaşamını sürdürebilmek için‚
Ya örs olacaksın ya da çekiç..
Örs olacaksan sert duracaksın‚
Çekiç olacaksan sert vuracaksın..
Ama asla arada kalmayacaksın.

Yıllardır örs olduk..Artık çekiç olma zamanı..

Biz Fenerbahçeyiz, Biz Yenilmeyiz…

Rakiplerimizin sıklıkla kimlik bunalımına girdiği bu dönemde; biz de anlamsız bir şekilde kimliğimizi unutuyoruz.

Bir takımı takım yapan  sadece o dönem oynayan futbolcuları, teknik direktörü, yönetimi, taktiği, tekniği değil; arması, forması ve tarihidir. “Tarihini bilmeyen geleceği bilemez” sözünden hareketle , böyle bir dönemde dahi takımına güvensizlik duymayı başarabilenleri tarihimizi öğrenmeye davet ediyorum.  Bu son cümleyi okuyan 100 kişiden 99’unun “ama” ile başlayan “son dakika kaçan şampiyonluklar” ile devam eden cümleler kuracağının farkındayım. Fakat 104 yıllık tarihi 2 sezona indirgemek ne denli doğru bir davranış olur onu sizlerin vicdanına bırakıyorum.

Takımına sevgisini ve sahiplenmesini skorla doğru orantılı olarak yaşayan kişiler, bu günlerde şampiyonluğa karşı ihtiyatlı ve güvensiz bir yaklaşım sergiliyorlar. 12 haftadır sahaya yüreğini koyan , iyi futbol oynayarak bu maçların 11’ini kazanan takıma güvenemeyen taraftarı aslında böyle basit bir yazıda anlatıp geçmek , kendilerine büyük haksızlık olur. Zira bu profilin halet-i ruhiyesinin bir belgesel serisinde incelenmesi daha doğru olur.

Ligin bitimine 6 hafta kaldı , alınacak 18 puan ve bir de kupa var. Bizim takımımıza olan güvenimiz tam, onlar zaten bugüne kadar gösterdikleri mücadeleyle kalplerimizi fethetmişlerdir. Şimdi bize düşen onları her ne olursa olsun sonuna kadar desteklemektir. Fenerbahçelilik ve Fenerbahçeliliğin bize verdiği kültür bunu gerektirmektedir. Biliyoruz ki “Biz Fenerbahçeyiz, Biz Yenilmeyiz”.

Öyleyse bağırın Fenerbahçe Diye..

Ya ya ya Şa şa şa Fenerbahçe Çok Yaşa…

Galatasaray-Fenerbahçe Rekabetine İstatistiklerle Farklı Bir Bakış…

Şampiyonluk yarışında son düzlüklere girildiği bu dönemde, bazı takımlar bir sonraki yılın hesaplarını yapmaya başladı bile ; bir çok Galatasaraylı doğal olarak Fenerbahçe’nin şampiyonluğundansa Trabzon’un şampiyonluğunu tercih eder durumda. Ancak son yıllardaki istatistikler bu durumun pekte Galatasaraylı taraftarların lehine olmadığını gösteriyor. Bazen bu iki takım arasındaki ezeli rekabetin farklı özellikleri çıkabiliyor karşımıza.

Özellikle Galatasaray açısından bakıldığı zaman kötü geçen sezonlarda, Fenerbahçe şampiyon olamıyorsa bazı acı gerçekler halı altına süpürülüp günü kurtarma çalışmaları başlıyor. Fenerbahçe şampiyon olduğunda isa gerçekler halı atından kabartma desenleri oluşturuyor ve bu gerçeklerde başarıyı getiriyor sonuç olarak. Lafı fazla uzatmadan istatistiklere geçelim;

Şimdi isterseniz Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin şampiyon olmadığı sezonların ardından kazandığı puanlara ve sıralamalarına bir bakalım;

Beşiktaş şampiyonluğu sonrası 1995-1996 4.Sıra 68 Puan

Beşiktaş şampiyonluğu sonrası 2003-2004 6.Sıra 54 Puan

Beşiktaş şampiyonluğu sonrası 2009-2010 3.Sıra 64 Puan

Bursapor şampiyonluğu sonrası 2010-2011 13.Sıra 33 Puan (27.haftada toplanan 33 puanın üzerine kalan bütün haftalar için 3 puan eklersek bir önceki en kötü puan 54’e ulaşılıyor.)

Hafta Başına Toplanan Ortalama Puan: 1.69

Bir de Fenerbahçe’nin şampiyonluklarının ardından toplanan puanlar ve sıralamalara bakalım..

1996-1997 Sezonu 82 puanla Şampiyon Galatasaray

2001-2002 Sezonu 78 puanla Şampiyon Galatasaray

2004-2005 Sezonu 76 puanla 3.Galatasaray

2005-2006 Sezonu 83 puanla Şampiyon Galatasaray

2007-2008 Sezonu 79 puanla Şampiyon Galatasaray

Hafta Başına Toplanan Ortalama Puan: 2.34

Sizce de bu istatistikler ilginç değil mi?