Archive for the ‘ Deplase Keyifler ’ Category

Eskişehir Deplasmanı

Sabah 9… Salı Pazarındayız, mabedin yanında armanın peşinde koşmak üzere toplanmışız. İçimizde bir heyecan var bir de mutluluk. Bir de anlamsız bir coşku var durup dururken zıplayarak tezahürat yapmaya başlıyoruz; önümüzde uzun bir yol ve alınacak 3 puan var. Yola çıkıyoruz Saat 10…

Bünyeler yorgun, gözler uykulu ama serde bir heyecan… Gözler kapanmıyor, bünye koltuğa terk edilmiyor. Ayağa kalkılıyor ve tezahüratlar başlıyor ardı sıra:

Gelmeyecek sevgiliyi beklemek inan ölüm gibi,

Dünya unutursa dönmeyi,

Rüzgar unutursa esmeyi,

Ben unutmam seni sevmeyi.

Sabahları uyandığımda hayalin yanı başımda,

Geceleri yalnızlığımda,

Elimde bir çiftli sigara,

Tek dumanla gelirim sana…

***

Düştük yine yollarına,

Sevdamızı haykırmaya,

Senin için her cefaya,

Katlanırız biz KANARYA…

Bilecik civarındaki Pelitözü Göletinde yaptığımız piknikten sonra, Eskişehir yolculuğumuz devam etti. Eskişehir’in girişinde polis kontrol noktasına geldiğimizde artık iyice maçın havasına girmiştik, önce otobüslerimiz arandı , sonra biz. Ve polis kortejiyle birlikte stada doğru yola çıktık. Polislerin bizleri “Öncelikle Eskişehir’e hoş geldiniz” diye karşılaması tarafımızdan “Ne iş?” şeklinde karşılansa da çok şükür maçın başından sonuna kadar hiçbir ciddi sıkıntı yaşamadık.

Stada vardığımızda deplasman tribünü önünde ciddi bir yoğunluk olduğunu gördük, kapıya doğru yaklaştığımızda tek bir turnikeden seyirci alındığını fark ettik. İçeri girdiğimizde ise bu şaşkınlığımız yerini “portatif tribün” şaşkınlığına bırakmıştı. Eskişehir gibi futbol şehri olma özelliğiyle övünen kente ve takımına yakışmayan bir stad. Çok statta canlı veya televizyondan maç izledik fakat bu kadar biçimsiz , şekilsiz stad az gördük. Bölgesel Amatör Lig takımlarının stadlarında olan portatif tribünler bu maçta bizim meskenimiz olacaktı. Şüphesiz bu maç boyunca tribün açısından , büyük bir dezavantaj oluşturdu. Mesela ben kendimden örnek vereyim. Tribünün en arkasındaydım , yoğunluktan dolayı koltuklarda yer bulamayınca en arka sıradaki koltukların arkasına çıkıp , sırtımı tribünün arkasındaki demirlere yasladım. Ama şöyle bir tehlike oluştu, koltuklar biraz eski olduğundan tribünün bir çok yerinde koltukların arka kısımları patır patır kırılmaya başlayınca ben de benim çıktığım koltuğun altına baktım. Son sırada olduğu için koltuğun altının tamamen boş olduğunu ve 8-10 metrelik yüksekliği görünce haliyle daha tedbirli davranmak zorunda kaldım, mesela zıplamak fiilini yaylanmak olarak hayata geçirdim…

Maça hem Eskişehirspor hem de Es-Es tribünleri hızlı başladı diyebiliriz. Fakat yediğimiz golde dahi söylediğimiz besteyi kesmeden devam edenlerden biri olarak koca bir deplasman serüveninin en keyifli anları bu anlardı diyebilirim. Gelen gollerden sonra tribünde de eşitlik sağlandı ama öne geçmek ancak ikinci yarı mümkün oldu. Çok coşkulu olmadığını düşündüğümüz bestelerden biri olan “Sensiz Hayat” bestesine girildiğinde çok ümitli değildim ama bestenin sözsüz kısımları öyle bir coşkuyla söylendi ki bütün stad o besteyle inledi. Daha sonra da maçın sonuna kadar hiç susmadan bestelerimizi söylemeye devam ettik. Üçüncü golden sonra ise atkılar açıldı Samanyolu başladı…

Maçın bitiş düdüğü çaldığında 8 saatlik yolun ardından , 2-3 saatlik tribün yorgunluğundan eser kalmamıştı; kimimiz birbirine sarılırken kimimiz susuzluktan hafifçe çiseleyen yağmurun daha da hızlanması için gökyüzüne bakıyorduk, bir de es-es bandosuna bir şeyler çalması için rica ettik ama kabul etmediler. Artık klasikleşen futbolcu-taraftar bütünleşmesi maçtan sonra yine gerçekleşti, bir de ince basın futbolcularla aramızda set oluşturmasaydı her şey çok daha güzel olacaktı…

Yaklaşık 1 saat bekledikten sonra, stattan çıkıp otobüslere bindik. Eskişehir sokaklarında ve önlerinden geçtiğimiz evlerde herkes yerini almıştı fakat bu sefer poliste ciddi önlemler almıştı. Hiçbir otobüsün camı dahi çatlamadan Eskişehir’in çıkışına kadar polis tarafından getirildik, daha sonra onlar Eskişehir’e , biz yine mabede…

Sabah 4… Mabetteyiz… Gözlerde uyku, başta ağrı, hepsinden öte mutluluk ve haz…

İstanbul bizlere dar geliyor inan,

Deplasmanlarında buluyoruz derman…

Reklamlar