Neler Oluyor Bize ?

Sevdanın , aşkın tanımı defaatle yapılmıştır bir çok kişi tarafından;biz de bir şey söylemiş aşk bir hal değil eylemdir demiştik ama eylem gerektiren bir hal…

Kimsenin aşkı nereden öğrendiğini ve bağlılık anlayışını sorgulayamayız ama bazılarının aşkına karşı aldığı bu “eylemsizlik kararı” hakkında söz söylememiz hayatımızı adadığımız , yolunu yol, hüznünü matem, sevincini bayram eylediğimiz Fenerbahçe isminin bizlere verdiği sorumluluktan ötürüdür. Hele ki bu habbeden kubbeye varan eylemsizliğin kalan sağlara da sirayet etme olasılığı bizleri bu denli endişelendirirken birilerinin çıkıp bu konuya dillendirip , üzerine gitmesi elzemdir ve kaçınılmazdır.

Bu takımı seven herkesin, iyi günde ve özellikle de kötü günlerde elinin taşın altına koyması gerekmektedir. Sevdiğin için haykırmak, bağırmak, çalışmak, bir şeyler üretmek sevdanın getirdiği sorumluluğun genel özelliklerinden. Bir kısım “üretmek” fiilinin yanına sadece “fikir“kelimesini koyarken, bir kısım ondan bile erinerek sadece “laf” kelimesini koyarak “laf üretmek” suretiyle taraftarlığını idame ettirmeye çalışıyor. Doğrusu fikir üretmenin yanında, eylem üretebilmek , iş üretebilmektir.

Hani o aylarca, yıllarca facebook , msn vs. profillerimizde yazan “Sevgi Eylem Gerektirir” sözü var ya işte tamda bundan bahsediyoruz. Maalesef taraftarlık sanal ortamlarda ayağa düşmüş durumda, profillerinde paylaştıkları sözlerle, resimlerle ve videolarla taraftarlık dersi vermeye çalışanların, takımları geriye düştükleri anda akıllarına gelen ilk soru “Arkadaşlarım ne der?” oluyor. Bu işin sanal tarafı bir de , olaya biraz daha yakın ama kafa olarak uzak bir güruh var… 

Bu prototip bundan yıllar önce nüvelerini göstermeye başladığında hiç birimiz onun evrimini bu derece hızlı bir şekilde gelişip tamamlayacağını ve bu derece yayılabileceğine ihtimal vermemiştik.  Fakat üzülerek görüyoruz ki bu profil artık statta, bu profil artık salonda, ve daha da ilginci bu profil artık deplasmanda.

Her zaman inlettiğimiz İnönü’yü sadece öne geçtiğimiz dakikalarda susturabiliyorsak , Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek Final oynayan Bayan Basketbol takımımızı 150-200 kişi destekleyip bir de utanmadan son periyotta verilen maçı eleştirebiliyorsak, Euroleague Top 8’e lider olarak katılmamız için en önemli maçımızda dahi geriye düştüğümüzde tepkisiz kalıp ve de en kötüsü maçın bitimine dakikalar kala sırtımızı dönüp çıkabiliyorsak üstüne bir de takımı yine acımasızca eleştirebiliyorsak; bu durumdan biz dahil herkesin çıkarması gereken bir çok ders vardır. 

Kimimiz 4-3’lük Galatasaray maçıyla girdi tribünlere, kimimiz 4-3’lük Antep maçıyla, kimimiz 2-1’lik Chelsea maçıyla; korkarız ki gelecekte insanın yüreğine ışık saçan, kalbinin derinlerine işleyen bu güzel örnekleri görememeye başlayacağız. “Maç Kazandıran Taraftar” olarak çıktığımız bu yolda, sahadakileri ateşleyen değil sahadaki başarıyla coşan taraftar olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Futbol takımımız Şampiyonluk yarışına girmiş durumda, önceki haftalarda dolmayan stadımız dolmaya başladı, bir iki kötü sonuç alındığında doluluk oranının düşeceğini hepimiz biliyoruz. Maç içinde dahi gidişata göre defalarca değişkenlik gösteriyoruz , kararlığımız ve inancımız mı noksan acaba yoksa sevgimiz mi? Kazanılan maçlarda coşan taraftar işler tersine gittiğinde yine sadık yari çekirdeğe sarılıyor.

Bizim bildiğimiz Fenerbahçe taraftarı isyan eder, susmaz, öfkesini de sevgisini de haykırır, maç kazandırır, şampiyonluluk kazandırır, nam kazandırır, gurur verir, göğüs gerer acıya. Herkes taraftarlığını bir kez daha gözden geçirip, takımına faydalı olma noktasında nerede olduğuna ve nerede olması gerektiğine karar vermelidir. 

Spor seyirciliğiyle skor taraftarlığı arasında med-cezirler yaşayan herkesi, takımına sevdasına sahip çıkmaya , hakkında konuşmaktan çok onun için bir şeyler üretmeye davet ediyoruz.

Muhtaç olduğunuz bu enerji, formanızdaki asil renklerde mevcuttur.
Reklamlar