Posts Tagged ‘ taraftar ’

Lacivert Devrim!

Antu Forumlarından Ferda Abimizin (focus) yazdığı bu müthiş ve önemli yazıyı sizlerle paylaşmayı uygun gördüm , kendisinden de izin alarak yayınlıyorum. Bu yazı ne kadar çok paylaşılır o kadar çok okunursa o denli etki edecektir muhakkak… Sevgi Eylem Gerektirir cümlesini fiile dökelim diyor Ferda Ağabey kısaca, öyle umuyorum ki büyük Fenerbahçe’nin büyük taraftarı bunu gerçekleştirecek kudrete sahip olduğunu gösterecektir…

LACİVERT DEVRİM
Yıllardır aynı senaryolar yazılıyor‚ aynı oyunlar oynanıyor‚ aynı sonuçlar çıkıyor..

Dünyanın hiç bir yerinde olmayacak uygulamalar yapılıyor..Kanunlar‚ kurallar‚ düzenler değiştiriliyor ve “Fenerbahçe şampiyon olmasın” diye yaşanmadık kepazelik‚ fütursuzluk ve alçaklık kalmıyor..

Denizli´de Fenerbahçe taraftarı stada alınmasın diye‚ kurulan tezgah daha rahat uygulanabilsin diye “ikametgahı olmayan maça giremez” kuralı konuluyor şehrin Vali´si tarafından ve o gece stada Ultraslan grubunun elemanları alınıyor Denizli taraftarı adıyla..

Türkiye´de ilk tel örgüsü kaldırılan stad olan ve çekirdek çıtlatarak maç seyreden ve o güne kadar taşkınlığına şahit olunmayan Denizli taraftarı ! o gece bir Canavar´a dönüşüyor ve elinde ne var ne yok sahaya atıyor‚ maçı maçlıktan çıkartıp‚ eşi benzeri görülmeyen bir maç olarak “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” şeklinde tarihe geçiyor..

Evet‚ bu “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” u son 10 yıl içinde çok duyduk ve öyle normal bir söz oldu ki alenen bile söylenir oldu diğerleri tarafından..

“Ne kadar rezil olursak o kadar iyi..” şeklinde davranan pasaklı konteslerin “Kupa bizim‚ lig sizin” “At sensin‚ avrat benim” şeklindeki yatışları da “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” un sonuçlarıydı.

Geçen sene Bakanların Bursa´nın şampiyonluğu için seferberlik ilan etmeleri‚ Fenerbahçe maçlarına gözlemci olacaklarını söylemeleri ve işi zıvanadan çıkartıp “Allah bile Bursa´nın şampiyonluğunu istiyor” şeklinde zırvalamalarına sebep oldu..

Tabii gene “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” un sonuçlarını yaşadık ve son maçta dahi kanlı bıçaklı olan iki camiayı bile kan kardeş yaptık “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun” sayesinde..

Bu sene de taktik ve söylem de gene aynı “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun..”

Bunun için her yol deneniyor gene‚ her birim kullanılarak ve gene aynı şekilde siyasilerinden‚ Bakanlarına‚ Medyasından‚ kurullarına herkes hummalı bir çalışma içerisinde ve son haftalara girilirken herkes aynı hedefe kilitlenmiş durumda..Hedef: “Fenerbahçe şampiyon olmasın da‚ ne olursa olsun.”

Peki hep böyle mi devam edecek bu devran…
Her seferinde biz sahada sıtkımız sıyrılarak kazanacağız‚ stresler yaşayacağız‚ rakibin ve hakemlerin ölümüne oyunlarıyla mücadele edeceğiz ama diğer taraftan rakiplerimiz kepaze futbollarıyla‚ bizim aldığımızdan daha çok puan alacak‚ bize ölümüne olanlar‚ onlara ölü gibi mi olacaklar..

-Başkan´a kızıyoruz hakkımızı savunmuyor diye..
-Başkan´a kızıyoruz elini masaya vurmuyor diye..
-Başkan´a isyan ediyoruz‚ hatta “istifa” diyoruz Fenerbahçe´nin haklarını yiyorlar da savunmuyor diye..

Eyvallah aynı şekilde ben de kızıyor ve isyan ediyorum..Bırakın elini masaya vurmasını o masaları alıp kafalarında kırmalarını istiyorum hatta.

Ama ne yazık ki o kadar kolay değil ve oyunu onlar gibi oynamadıkça bu kepazelikleri tek başına yenmesinin yolu yok..
İşin içinde Devlet var‚ siyaset var‚ Bakan´ı var‚ milletvekilleri var..Var oğlu var..Hepsiyle tek başına mücadele edemezsin..

O halde çare ne‚ çözüm ne.. Çok büyük bir güce karşı mücadele içindeyiz..Çünkü rakibimiz sadece 1 takım değil hepimiz biliyoruz ki..
Artık durum “ya Fenerbahçelisin ya da değilsin” e kadar getirildi..Diğerinin renginin önemi yok..Bukalemunspor diyoruz zaten.

Peki çare ne‚ çözüm ne olabilir..?
Halkın önünde hiç bir güç duramaz..

O halde yapılacak olan “Fenerbahçe Halk Ayaklanması”nı gerçekleştirmek ve devrim niteliğinde bu şer güçlere karşı isyanımızı dile getirip‚ Fenerbahçemize sahip çıkmak..

Bu konuda Yönetimimizi de tetiklemek ve gerekirse onlara bile nasıl savunacağımızı göstermek..

Neler yapılabilir..?

Elbette ki burada kullandığımız ifadelerden bir kavga‚ kanun ve nizam dışı olaylardan bahsetmiyoruz..Halk Ayaklanması derken bir kırıp dökme‚ birilerine ve bir yerlere zarar verme dileği yok..

Kanunlar ve kurallar dahilinde‚ Fenerbahçemize ve başka insanların canına ve malına zarar vermeyecek şekilde isyanımızı dile getirebiliriz..

-Maç öncesi Yoğurtçu Parkı´nda..Stad önünde..Samandıra´da.

-Hafta içinde Samandıra´da‚ Kulüp Binası önünde..

-Antu´da ve diğer tüm taraftar sitelerinde görsellerle..

-Medya´ya ilanlar vererek‚ İnternet aleminde aynı şekilde davranarak..

-Facebook‚ Twiter‚e-mail gibi bilumum kanallardan herkesi hep beraber uyarıp‚ aynı şekilde aynı ibareleri kullanarak(Misal herkes Lacivert Devrim başladı yazabilir her mesajının sonuna..Dikkatler çekilebilir..)

Birlikte hareket edip‚ birlikteliği sağlayarak bu düzene bir son verebiliriz.
Yarın bir şampiyonluk daha çalınmadan bir an önce başlamalıyız çalışmaya..
Ben “Lacivert Devrim” koydum adını.Daha nice slogan olacak isim bulunabilir..Hep beraber bir isim koyabiliriz çoğunluk kararıyla..

Hadi başlasın isyan ve ayaklanma..
Hafta sonu maç öncesi toplanılsın‚Yoğurtçu Parkı´nda‚Stad önünde‚ Samandıra´da dikkatler çekilsin..Medya´ya bildiriler okunsun‚ buradan hazırlansın metinler ve yayılsın “duyduk duymadık demeyin..Fenerbahçe halkı ayaklandı ve gözümüz üzerinizde” manasında..

Ülkenin en büyük Sivil Toplum Kuruluşuyuz güya ama Toplu hareket edemiyor‚ kendi kendimize isyan edip duruyoruz..

Hep birilerinden bir şeyler bekliyor ve hep bir günah keçisi arayıp‚ kendi kendimizi suçluyoruz..

Oysa birlikte hareket ederek‚ hep birlikte yenebiliriz..
O halde haydi Fenerbahçe Ayaklanması ve Lacivert Devrim gerçekleşsin..

Yaşamını sürdürebilmek için‚
Ya örs olacaksın ya da çekiç..
Örs olacaksan sert duracaksın‚
Çekiç olacaksan sert vuracaksın..
Ama asla arada kalmayacaksın.

Yıllardır örs olduk..Artık çekiç olma zamanı..

Biz Fenerbahçeyiz, Biz Yenilmeyiz…

Rakiplerimizin sıklıkla kimlik bunalımına girdiği bu dönemde; biz de anlamsız bir şekilde kimliğimizi unutuyoruz.

Bir takımı takım yapan  sadece o dönem oynayan futbolcuları, teknik direktörü, yönetimi, taktiği, tekniği değil; arması, forması ve tarihidir. “Tarihini bilmeyen geleceği bilemez” sözünden hareketle , böyle bir dönemde dahi takımına güvensizlik duymayı başarabilenleri tarihimizi öğrenmeye davet ediyorum.  Bu son cümleyi okuyan 100 kişiden 99’unun “ama” ile başlayan “son dakika kaçan şampiyonluklar” ile devam eden cümleler kuracağının farkındayım. Fakat 104 yıllık tarihi 2 sezona indirgemek ne denli doğru bir davranış olur onu sizlerin vicdanına bırakıyorum.

Takımına sevgisini ve sahiplenmesini skorla doğru orantılı olarak yaşayan kişiler, bu günlerde şampiyonluğa karşı ihtiyatlı ve güvensiz bir yaklaşım sergiliyorlar. 12 haftadır sahaya yüreğini koyan , iyi futbol oynayarak bu maçların 11’ini kazanan takıma güvenemeyen taraftarı aslında böyle basit bir yazıda anlatıp geçmek , kendilerine büyük haksızlık olur. Zira bu profilin halet-i ruhiyesinin bir belgesel serisinde incelenmesi daha doğru olur.

Ligin bitimine 6 hafta kaldı , alınacak 18 puan ve bir de kupa var. Bizim takımımıza olan güvenimiz tam, onlar zaten bugüne kadar gösterdikleri mücadeleyle kalplerimizi fethetmişlerdir. Şimdi bize düşen onları her ne olursa olsun sonuna kadar desteklemektir. Fenerbahçelilik ve Fenerbahçeliliğin bize verdiği kültür bunu gerektirmektedir. Biliyoruz ki “Biz Fenerbahçeyiz, Biz Yenilmeyiz”.

Öyleyse bağırın Fenerbahçe Diye..

Ya ya ya Şa şa şa Fenerbahçe Çok Yaşa…

Liderden Sevgiler…

“Çehreler başka,

Armalar formalar rengarenk,

Sade bir hadise var ortada: rakip denk”


Çarşamba günü böyle demiştik , ve uyarmıştık yarın pek iyi şeyler olmayacak gelişinden belli diye… Ve Perşembe de geldi nihayet , iki kulüp ortak açıklama yapmış , Federasyondan ve hakemden şikayet etmiş başarısızlıklarını yine farklı etmenlere bağlayarak bir şeyler karalamaya çalışmışlar.Bu yazı işleri kolay işler değil tabi ama biz burada ne kadar beceriksizce yazılar yazmaya  çalışsak çabalasakta bu iki kulübün yazdığı yazıların toplamının IQ seviyesine düşmemiz mümkün değil, bakın ortalaması demiyoruz toplamı diyoruz!

Şimdi isterseniz kısaca ilk yarıya dönelim ; Trabzon’a özellikle son maçlarda bariz şekilde penaltı olmayan pozisyonlarda penaltı veriliyor, Trabzon kazanıyor, seri yakalıyor, Fenerbahçe susuyor , medya hakem konuşmuyor, Colman’ın ara pasları Selçuk İnan ve Ceyhun’un müthiş orta alan zekasından dem vuruluyor, Şenol Güneş aman ne de güzel bir insan ne de iyi bir hoca lakırtıları ediliyor, Sadri Şener bir Şirin Baba gibi lanse ediliyor; kısacası her şey güllük gülistanlık , futbolun kalitesinin üst seviyede olduğu bir lig olduğu konuşuluyordu.Ne Beşiktaş için şampiyonluk yarışından geride kalmış olması önemliydi , ne de Galatasaray için… E haliyle Fenerbahçe 9 puan farkla üçüncü olduğu için pek önemsemediler, halbuki Beşiktaş’ın geriden gelip lider olabileceğimizi daha önceden tahmin etmesi gerekirdi, tecrübeleri vardı bu konuda, çok ilginç…

Fakat ikinci yarının ilk haftasıyla birlikte gündem futboldan kayıp hakem ve federasyon odaklı olmaya doğru evrilmeye başlamıştı bile… İkinci yarının başından beri 7 maçtır futbol olarak hiçbir şey ortaya koyamayan Trabzonspor, 9 puan kaybedince tabii ki futbol değil başka işler gündeme getirilmeye çalışılıyor. Trabzon’u ve Beşiktaş’ı futbolumuzla ezdiğimizi söylemektense işin farklı boyutlarıyla ilgileniyorlar , çünkü işlerine öyle geliyor. E tabi maskeler de düşüyor , şirin gösterilen Şenol Güneş ve Sadri Şener’in gerçek yüzleri, Trabzon’un yenilmez bir takım olmadığı, bazılarının ise HİçBİR ŞEY olmadığı anlaşılıyor.

Pazar akşamı oynanan Beşiktaş-Trabzon maçının öncesinde bazı taraftarların futbolculara “ Şu maçı Allah rızası için alın, Fener’e bırakmayın. 9 puanlık farkı nasıl kapattırdınız?” demesi midir yoksa bu sözü “Sadece Beşiktaş” pankartının altında söylemiş olmaları mı ironik olanı biz bilemedik. Yine bir diğer taraftarın Şenol Güneş’e “İyi oynayın, bizden zarar gelmez!” demesi bilinçaltlarına yerleşmiş Fenerbahçe düşmanlığını açıklamaya yeter mi? Yetmez mi sevgili Beşiktaşlılar? Siz bu yetip yetmeme konusunda çok çabuk karar değiştiriyorsunuz ondan soruyoruz, sonra vay efendim “Yetmez” diye bağırmayın…

Şimdi gelelim o zeka dolu , mantık harikası açıklamalara … Hadi diyelim Trabzon, Fenerbahçe’nin bir rüzgarıyla lig buralara geldi, bir sonraki rüzgarda halimiz nice olur diyerek böyle bir açıklama yapmak zorunda hissetti kendini, kendi lehine yapılan hataları görmezden gelerek.15-20 yılda bir şampiyonluk heyecanı yaşayan bir kulübün, üstelik şampiyonluklarına bu kadar eminken, kendilerine göre Türkiye’nin 4’te 3 ‘ünün Trabzon’un şampiyonluklarını istiyorken – ki bu hesaba göre Fenerbahçelilerin de önemi bir çoğunluğunun Trabzon’un şampiyonluğunu istediği gerçeği çıkıyor- , bir anda durumun buraya gelmesi  şiddetli etek tutuşmasına sebep olmuş, bazı kayışları koparmış olabilir. Büyük kulüp olmadıklarını böyle basiretsiz, izansız açıklamalarla gözümüze sokmalarına gerek yoktu aslında , biz zaten biliyorduk :

” Her Zaman Her Yerde En Büyük Fener!”

Bir de Beşiktaş’ın ironi ve mizah dolu açıklaması geldi ardından… Gülsek mi ağlasak mı bilemedik doğrusu. Beşiktaş-Trabzonspor maçında hakem her iki takım adına da hata yapıyor, her iki kulüpte bundan şikayet ediyor ama ortak suçlu Fenerbahçe oluyor. Sen hiç buzda dans seyrettin mi diye sorarlar adama , senin hiç o karda kışta kıyamette o kadar mücadele ettiğin maçın oldu mu diye sorarlar, dünya takımı dediğin takımın bugün Türkiye Kupası’ndan başka hedefi yokken bunun tek sorumlusunun Fenerbahçe olduğunu söylemek ne kadar örtebilir başarısızlığınızı ?Sen futbol olarak hiçbir şey ortaya koyma, mücadele etme , sen 24 maçta 9 kere yenil sonra Fenerbahçe…  Bu nasıl demokrasi,nasıl bir diktatörlük, nasıl dünya kulübü  ? (Bu son cümle tamamen Beşiktaş’ın üslubuna yakın olabilmek amacıyla çok sevdikleri terimleri kullanılarak yazılmıştır.)

Öyle görünüyor ki , iş yine ortak pankart açma noktasına kadar gelecek . Bu noktada daha önceden yaptığımız uyarıyı tekrar yapmakta fayda görüyoruz. Pankart mevzularındaki hassasiyetimizi hepiniz biliyorsunuz, artık Türk Futbol sahalarında zekadan , yaratıcılıktan, mizahtan, görsellikten uzak pankartlar kesinlikle görmek istemiyoruz. Eğer bu konuda üzerimize düşen bir görev varsa geri durmayacağımızın da bilinmesini isteriz.

Umarız sizlere de rakibinizi yenince başkalarını da yenmiş sayıldığınız sezonlarda şampiyonluk mücadelesi vermek düşer , ama bunun için büyük olmanız , onun için de büyük düşünmeniz lazım…

Liderden sevgiler…