Posts Tagged ‘ tribün ’

Ultraslan ve Ultras Kültürü ( Ultras Lan Bu!)

Geçtiğimiz günlerde Beşiktaş maçında Ultraslan’ın yaptığı koreografi ve hem öncesinde hem de sonrasında yapılan PR – reklam çalışmaları hepimizin dikkatini celbetti. Okul Açık tribünlerinde yıllardır yapılan makaralı sistemde uygulanan bu çalışma “Türkiye’de bir ilk!” ve “3D Koreografi” olarak basına lanse edildi. İsminde “Ultras” kelimesi geçen ve bu kültürün Türkiye’deki öncüsü olduğunu iddia eden Ultraslan’ın bu tavırları , sahip olduğumuz gelenekler ve tribün kültürü gereği beni de çok rahatsız etti ve Ultraslan’ın Ultras olup olmama durumuyla ilgili böyle bir yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Yazıya geçmeden önce Hüseyin Özkök’ün Ultras kültürü ile ilgili şu yazdıklarına bir göz atalım:

“…Bunun yanında ultralar masraf ve koreograf gerektiren renkli güzel tribün şovları da organize ederler. Bu şovlar için maç başlamadan önce ultralar tarafından tüm hazırlıklar yapılır ve hatta bu gruba dahil olmayan seyirciler de bu şovlara katılırlar. Önemli bir nokta da ultralar’ın bu şovlar için harcadıkları paralar için sponsor veya kulüpten asla yardım kabul etmemeleridir. Bu masrafları kendi üyelik aidatları ve kendi ürettikleri taraftar ürünlerinden sağlanan gelirlerden karşılamaktadırlar.

Ultraların bir özelliği de kulüplerine karşı diğer bir gruba bağlı olmayan taraftarların aksine çok daha fazla eleştirisel bir bakış getirmeleridir.Özellikle kulübün ekonomisini ilgilendiren kararlar alındığında yada kulübün taraftar kültürü ile ilgili yaklaşımlarında ultralar bu kararları alan kişilere karşı hep eleştirisel bir bakış sahibidirler… “

Bunlara ek olarak Ultras kültürünün endüstriyel futbol karşıtlığını, ve tribündeki “emek” kavramını ön plana çıkardığını da ekleyelim ve devam edelim.

Yönetime yakın olacaksın, hatta yakın olmaktan da ziyade içli dışlı olacaksın, deplasmanlara yöneticilerinizden birinin tahsis ettiği araçlarla çok cüzi fiyatlara gideceksin, yaptığın işlerin reklamını hem maç öncesinde hem de maçtan sonra hem basını hem de sosyal medyayı kullanarak yapacaksın, yıllarca ürünlerini kulübün storelarında sattırıp endüstriyel futbolun temel prensibini çiğneyeceksin, manifestonda yazan “Aynı şehrin takımları arasındaki maçlarda, ev sahibi takımlar, misafir takım seyircilerine tribünlerinin yarısını, hiç olmazsa tek bir kale arkası tribününü tahsis etmelidir. Stadyumlarda ve İstanbul derbilerinde, yıllarca varolan ve oynanan futbolun heyecanını, zevkini artıran bu uygulamaya geri dönülmelidir.” maddesine rağmen bu sezon uygulanan deplasman yasağına yönetiminle ters düşmemek için ses çıkarmayacaksın, sonra ortalıkta ben Ultras kültürünü taşıyorum diye dolaşacaksın.

Buna kendi taraftarlarınızı, basını, yönetiminizi hatta kendinizi dahi inandırabilirsiniz. Ancak tribün kültürüne az çok hakim olan her taraftar Ultraslan’ın yaptıklarının Ultras kültürüyle ve manifestosuyla bağdaşmayacağını bilir.

Ultras kültürünün en önemli maddelerinden biri yönetimle yakın olmamaktır. Çünkü eğer gerçek bir Ultra isen yönetimin seni sorunlu taraftar addeder ve ona göre davranır. Hiçbir kulüp yöneticisinin her yanlışı eleştiren, doğruyu her yerde söyleyen, kendisine tamah etmeyen bir taraftar grubunu sevmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Ultraslan ve Galatasaray yönetimi arasında özellikle Adnan Polat döneminde ayyuka çıkan yakınlık bu kültüre aykırıdır. Yıllardır deplasmanlara şimdilerde yönetici olan Galatasaraylı bir iş adamının sponsorluğunda giden bir taraftar grubunun , yönetimin aldığı yanlış bir kararda nasıl eleştirel bir duruş sergilemesi beklenebilir? Ya da manifestolarında yazan maddeye rağmen bu seneki deplasman yasağına sitelerinden yaptıkları kıytırık bir açıklama haricinde somut bir adım atmamaları yönetimle aralarında olan bu yakınlığın bir sonucu mudur? Demek ki kendilerine göre 58.Madde’nin değişmemesi tribün ve tribün kültürü açısından deplasman yasağından çok daha önemli ki, 58.Madde beyaz mendillerle protesto edilirken deplasman yasağı 3-5 paragraflık bir yazı ile geçiştirilebiliyor.

Beşiktaş maçında yapılan koreografi sonrası yapılan açıklamalar ise bu olayların tuzu biberi oldu. Yaptıkları çalışmanın bedelini dahi kamuoyuna açıklayan Ultraslan Genel Koordinatörü Oğuz Altay, bu açıklamadan sonra koreografi bedelini kimlerin karşıladığı konusunda bizleri derin düşüncelere sevk etmiştir. Bunu düşünmek için de çok haklı sebeplerimiz var, örneğin bu seneki Fenerbahçe maçında GSYİAD’ın finanse ettiği altında Ultraslan logosu bulunan ve Maraton Alt’ta açılan dev bayrak. Yine kumaşa bir tekstil atölyesinde “Ultraslan” yazdırılmış emekten ve ruhtan yoksun diğer bir dev bayrağın da bir çok maçta yıllardır kullanıldığını unutmayalım ve ekleyelim, emek bunun neresinde?

Dünyadaki bütün Ultras grupları birleşip manifestolarını dayanak gösterip Ultraslan’ı mahkemeye verse korkarım isimlerinde sadece “Lan” kelimesi kalır. Ultraslan bir tribün grubu, hatta çok büyük bir camianın lokomotif grubu olabilir ama asla bir Ultras olamaz. Zira bünyesinde “Genel Koordinatör” barındıran bir oluşumun Ultras bir gruptan ziyade , endüstriyel bir kuruluş olma ihtimali daha yüksektir.

Reklamlar

Fenerbahçe-Bursaspor Maçı Okul Açık Tribün Performansı

Liderden Sevgiler…

“Çehreler başka,

Armalar formalar rengarenk,

Sade bir hadise var ortada: rakip denk”


Çarşamba günü böyle demiştik , ve uyarmıştık yarın pek iyi şeyler olmayacak gelişinden belli diye… Ve Perşembe de geldi nihayet , iki kulüp ortak açıklama yapmış , Federasyondan ve hakemden şikayet etmiş başarısızlıklarını yine farklı etmenlere bağlayarak bir şeyler karalamaya çalışmışlar.Bu yazı işleri kolay işler değil tabi ama biz burada ne kadar beceriksizce yazılar yazmaya  çalışsak çabalasakta bu iki kulübün yazdığı yazıların toplamının IQ seviyesine düşmemiz mümkün değil, bakın ortalaması demiyoruz toplamı diyoruz!

Şimdi isterseniz kısaca ilk yarıya dönelim ; Trabzon’a özellikle son maçlarda bariz şekilde penaltı olmayan pozisyonlarda penaltı veriliyor, Trabzon kazanıyor, seri yakalıyor, Fenerbahçe susuyor , medya hakem konuşmuyor, Colman’ın ara pasları Selçuk İnan ve Ceyhun’un müthiş orta alan zekasından dem vuruluyor, Şenol Güneş aman ne de güzel bir insan ne de iyi bir hoca lakırtıları ediliyor, Sadri Şener bir Şirin Baba gibi lanse ediliyor; kısacası her şey güllük gülistanlık , futbolun kalitesinin üst seviyede olduğu bir lig olduğu konuşuluyordu.Ne Beşiktaş için şampiyonluk yarışından geride kalmış olması önemliydi , ne de Galatasaray için… E haliyle Fenerbahçe 9 puan farkla üçüncü olduğu için pek önemsemediler, halbuki Beşiktaş’ın geriden gelip lider olabileceğimizi daha önceden tahmin etmesi gerekirdi, tecrübeleri vardı bu konuda, çok ilginç…

Fakat ikinci yarının ilk haftasıyla birlikte gündem futboldan kayıp hakem ve federasyon odaklı olmaya doğru evrilmeye başlamıştı bile… İkinci yarının başından beri 7 maçtır futbol olarak hiçbir şey ortaya koyamayan Trabzonspor, 9 puan kaybedince tabii ki futbol değil başka işler gündeme getirilmeye çalışılıyor. Trabzon’u ve Beşiktaş’ı futbolumuzla ezdiğimizi söylemektense işin farklı boyutlarıyla ilgileniyorlar , çünkü işlerine öyle geliyor. E tabi maskeler de düşüyor , şirin gösterilen Şenol Güneş ve Sadri Şener’in gerçek yüzleri, Trabzon’un yenilmez bir takım olmadığı, bazılarının ise HİçBİR ŞEY olmadığı anlaşılıyor.

Pazar akşamı oynanan Beşiktaş-Trabzon maçının öncesinde bazı taraftarların futbolculara “ Şu maçı Allah rızası için alın, Fener’e bırakmayın. 9 puanlık farkı nasıl kapattırdınız?” demesi midir yoksa bu sözü “Sadece Beşiktaş” pankartının altında söylemiş olmaları mı ironik olanı biz bilemedik. Yine bir diğer taraftarın Şenol Güneş’e “İyi oynayın, bizden zarar gelmez!” demesi bilinçaltlarına yerleşmiş Fenerbahçe düşmanlığını açıklamaya yeter mi? Yetmez mi sevgili Beşiktaşlılar? Siz bu yetip yetmeme konusunda çok çabuk karar değiştiriyorsunuz ondan soruyoruz, sonra vay efendim “Yetmez” diye bağırmayın…

Şimdi gelelim o zeka dolu , mantık harikası açıklamalara … Hadi diyelim Trabzon, Fenerbahçe’nin bir rüzgarıyla lig buralara geldi, bir sonraki rüzgarda halimiz nice olur diyerek böyle bir açıklama yapmak zorunda hissetti kendini, kendi lehine yapılan hataları görmezden gelerek.15-20 yılda bir şampiyonluk heyecanı yaşayan bir kulübün, üstelik şampiyonluklarına bu kadar eminken, kendilerine göre Türkiye’nin 4’te 3 ‘ünün Trabzon’un şampiyonluklarını istiyorken – ki bu hesaba göre Fenerbahçelilerin de önemi bir çoğunluğunun Trabzon’un şampiyonluğunu istediği gerçeği çıkıyor- , bir anda durumun buraya gelmesi  şiddetli etek tutuşmasına sebep olmuş, bazı kayışları koparmış olabilir. Büyük kulüp olmadıklarını böyle basiretsiz, izansız açıklamalarla gözümüze sokmalarına gerek yoktu aslında , biz zaten biliyorduk :

” Her Zaman Her Yerde En Büyük Fener!”

Bir de Beşiktaş’ın ironi ve mizah dolu açıklaması geldi ardından… Gülsek mi ağlasak mı bilemedik doğrusu. Beşiktaş-Trabzonspor maçında hakem her iki takım adına da hata yapıyor, her iki kulüpte bundan şikayet ediyor ama ortak suçlu Fenerbahçe oluyor. Sen hiç buzda dans seyrettin mi diye sorarlar adama , senin hiç o karda kışta kıyamette o kadar mücadele ettiğin maçın oldu mu diye sorarlar, dünya takımı dediğin takımın bugün Türkiye Kupası’ndan başka hedefi yokken bunun tek sorumlusunun Fenerbahçe olduğunu söylemek ne kadar örtebilir başarısızlığınızı ?Sen futbol olarak hiçbir şey ortaya koyma, mücadele etme , sen 24 maçta 9 kere yenil sonra Fenerbahçe…  Bu nasıl demokrasi,nasıl bir diktatörlük, nasıl dünya kulübü  ? (Bu son cümle tamamen Beşiktaş’ın üslubuna yakın olabilmek amacıyla çok sevdikleri terimleri kullanılarak yazılmıştır.)

Öyle görünüyor ki , iş yine ortak pankart açma noktasına kadar gelecek . Bu noktada daha önceden yaptığımız uyarıyı tekrar yapmakta fayda görüyoruz. Pankart mevzularındaki hassasiyetimizi hepiniz biliyorsunuz, artık Türk Futbol sahalarında zekadan , yaratıcılıktan, mizahtan, görsellikten uzak pankartlar kesinlikle görmek istemiyoruz. Eğer bu konuda üzerimize düşen bir görev varsa geri durmayacağımızın da bilinmesini isteriz.

Umarız sizlere de rakibinizi yenince başkalarını da yenmiş sayıldığınız sezonlarda şampiyonluk mücadelesi vermek düşer , ama bunun için büyük olmanız , onun için de büyük düşünmeniz lazım…

Liderden sevgiler…